SİYAD - Sinema Yazarları Derneği
yeler
Kerem AKÇA [Yazar Hakknda]
E-Posta: k_akca@yahoo.com 
Tüm Yazılarını Göster
MARAŞ KATLİAMI ZEMİNİNDE YABANCILAŞMA (BABAMIN SESİ / Babamın Sesi)

Son dönemde yükselen Kürt sinemasının belki de en çok iz bırakan örneği “İki Dil Bir Bavul”dur. Sinemasal yetisinden ziyade meselesiyle dikkat çeken bu eser, politik duruşuyla bir yerlere not edilebilir. O filmin arkasındaki iki isim ise burada bir anlamda oradaki ‘gerçekçilik’ ve ‘belgesel estetiği’ eleştirilerini ‘Tarkovsky zemini’yle kurmaca damarlı minimalizme transfer ediyor. Gerçek insanların hikayeleri böylece grinin tonlarının üzerine kurulu ve yabancılaştırıcı bir ‘anne-oğul-baba’ ya da ‘yuva-ses-kamera’ ilişkisi servis ediyor. Ancak “Babamın Sesi”, Anadolu’da bir köşeye itilen Kürt bireyler üzerine içi dolu bir sözlü tarih çalışması sunmayı, kamera kullanımıyla bunun altını doldurmayı ve final sekansıyla iz bırakmayı becerse de sanki kurmaca dolaşımını tamamlayamamanın ‘ara boşluk’larından çekiyor gibi. Bu da Tarkovsky ambalajı konusunda “Kar Beyaz” ve “Sonbahar” kadar kalıcı olmamasını sağlıyor.

“İki Dil Bir Bavul” (2009) ile Türk sinemasına bir ‘politik sinema’ izdüşümü bırakan, bunun da şimdiye değin geri dönüşlerini alan Orhan Eskiköy-Özgür Doğan ikilisi, bu kez görev değişimine gidiyor. “Babamın Sesi” (2012), Özgür Doğan’ı yapımcı koltuğuna oturturken Zeynel Doğan’ı Eskiköy’ün yanına ‘ortak yönetmen’ olarak yerleştiriyor. Bu sayede ilk filmdeki belgesel gerçekliğinin izini süren ve doğaçlamaya da kayan gelenek, burada renk paetinden güç alan minimalist bir sinema filmiyle yer değiştiriyor.

Maraş Katliamı zemininde yalnızlık ve yabancılaşma

Maraş Katliamı’ndan ve geçmişte kalan ‘işitsel’ ve ‘görsel’ malzemelerden bir odak noktası belirleyen film, buradan da büyük oranda Yılmaz Güney’in Kürt sineması temsilcisi olma yolunda adım atan bu üçlünün söylemleriyle yol alıyor. Etnik grupların ve mezhepsel çatışmaların yarattıklarını bir sosyopolitik yara olarak böylece masaya yatırıyor. Bunun altını kazırken de söylemini derinlere kadar indiriyor. Kaydedilen sesler ve Elbistan mekanı bu konuda anne-oğul ilişkisinin üzerinden ‘yabancılaştırıcı atmosfer’ dolgusuna dönüşüyor. Böylece Tarkovsky’nin filmlerinde gördüğümüz Sokurov’da ise daha stilize bir sürece transfer olan bir yapı aktif hale geliyor.
Ancak “Babamın Sesi”, bunu “Ana ve Oğlu” (“Mat i Syn”, 1997) gibi görsel yetkinliği üst düzey bir başyapıt için kullanmaktan özellikle uzak duruyor. Seslerle bir sözlü tarih çalışması yapmayı, onun üzerine de kamera kaydırmalarını ve alan derinliğini ana amaç olarak belirleyen sabit çerçeveleri yerleştirmeyi uygun buluyor. Dinginlik ve sükunet de büyük oranda kendini canlandıran Zeynel Doğan’ın annesi Bâse’nin özünde ‘iletişimsizlik’, ‘kanayıp içeriye atılan yaralar’ ve ‘geçmişle hesaplaşma’ meselelerini bir yalnızlık portresiyle harmanlıyor.

İnşaat aletlerinin açtığı deliklerde hapsolan zoraki yaşamlar

Büyük oranda da babanın Kürtçe konuşan ses tonuyla ‘göç’ ettiği yerden öyküye girişi, anne ve oğul derken karşımıza kimi yetkin planlar çıkıyor. Ancak filmin sesler ile dolly veya sabit kamera ile yakalanan görüntüler arasındaki gelgitleri, keskin bir minimalizme çevirince sıkıntılar yaşadığı açık. Gri ton sanki o anlarda ‘uçuşan ağaç’ın etrafındaki pan ile görüntülenen çarpıcı, natüralist ve hipnotik kapanış plan sekansı kadar kalıcı olmaktan ziyade, belgesel malzemesinin içinde bir ‘ara boşluk’ işlevi görüyor gibi.
Görsel yapının ideolojik söylem kadar aktif olmaması, fazla derdi yer yer bir boğuculuğa teslim ediyor. Annenin yalnızlığını ve serüvenini sinemasal gerekliliklerle yoğururken belli defolar ortaya çıkıyor. Kimi yan karakterler de içeriye biraz ‘amatör’ ruh enjekte ediyor. Bu da sözlü tarih çalışmasıyla daha anılır bir ‘Türkiye’de Kürt Alevi olmak’ toplumsal damarını bizlerle yüzleştiriyor. İletişime bile korkar hale gelen bireylerin ‘inşaat aletleri’nin açtığı delikler arasındaki ‘zoraki yaşam’larından parçalar böylece canlanıyor. Vurgun niyetine de karşımıza bir bir diziliyor.

(haberturk.com internet sitesinde yayımlanmıştır.)